Hero ile Leandros

Aşk, insanlık tarihini birçok yönden etkilemiştir. Aşık olan insan, artık fikirlerinin ötesinde kalbinin derinliklerinden gelen çağrılar ile eylemlere girer. Bu durum, iyi sonuçlar doğurabileceği gibi maalesef talihsiz sonuçlara da neden olabilir. Örneğin, ölüm. Gözleri aşığından başkasını görmeyen bir kişinin, aşığı için son nefesini vermesi. Peki bu kadar ileri seviye sonuçlara neden olabilecek olan “bu” aşk tam olarak nedir? Bir bireyin karşısındaki bireye bedeni ve ruhu ile sonsuz bir bağ kurması mı? Denebilir. Fakat nasıl oluyor da bu kadar “masum” olan bir tanım, ölüm kavramına kadar uzanabiliyor?  İşte bu cevaplanması oldukça karmaşık bir soru. Tabii ki de belirtmek isterim ki, aşk sadece “romantik” anlamda olmak zorunda değildir. Çünkü aşk, bağlılık demektir. Bir kişiye veya nesneye, evlada veya hayvana farketmez. Hepsi aşk kavramının içine girebilir. Ama bu yazımda genel hatlarıyla bahsedeceğim aşk “romantik” anlamındaki, partnerli bağlanma olacaktır. En son sorduğum soruya dönersek, buna bir alıntı ile cevap vermek istiyorum;


“Love that moves the sun and the other stars.” -Dante Alighieri


Aşk kavramından kısaca bahsettikten sonra, sanat tarihinde onlarca kez yorumlanan ve mitolojik bir öykü olan “Hero ile Leandros” ile devam etmek istiyorum. 


Hero, Çanakkale Boğazında yer alan, “Çimenlik Kalesi’nin” kuzeyindeki “Sestos” köyünde yaşayan güzeller güzeli bir rahibedir. Afrodit Tapınağı’nda (Roma Mitolojisinde ise Venüs Tapınağı olarak geçiyor) çalışıyordur. Leandros ise, Sestos köyünün karşısında bulunan “Abydos” köyünde yaşayan yakışıklı bir gençtir. Afrodit tapınağında her baharın gelişini kutlamak ve aşık olmak için şenlikler düzenleniyor, dilekler dileniyordur. Bu şenliklerden birine katılan Leandros, gözünün Hero’ya takılmasıyla birlikte, o an ona aşık oluyordur. İlerisinde, Hero’nun da Leandros’a aşık olmasıyla birlikte Aşk Tanrıçası Afrodit’ten beraber olmak için izin istiyorlardır (sonuçta Hero rahibe). Afrodit’in izni ile şenliğin sonu da geliyor ve tekrar görüşmek üzere ayrılıyorlardır. 

Leandros, aşkını görmek ve gizli ilişkilerini yürütmek için, her gece Boğazın bir ucundan diğer ucuna yüzmeye çalışıyordur. Malum hava karanlık, bu nedenle Hero da aşığına her gece önünü görmesi için meşale yakıyordur. Bu durum, havalar soğuyuncaya kadar istikrarlı bir şekilde devam ediyordur. Havaların soğumasıyla birlikte boğaz hırçınlaşıyor, rüzgarlar ve dalgalar artıyor. Sevgilisi için endişelenen Hero da, bu koşullar nedeni ile gelmemesini söylüyordur fakat aşkından yanıp tutuşan Leandros bunu kabul etmiyordur. 


Sonunda yine fırtınalı ve soğuk bir gecede yüzen Leandros, Hero’nun meşalesinin sönmesi ile birlikte sert kayalıklarda boğulup ölüyordur. Sabahleyin de Heros,  Leandros’u kayalıkların dibinde ölü bir şekilde bulduğu için, bulunduğu kuleden atlayıp hayatına son veriyordur. 


Oldukça trajik bir öykü. Önceden bahsettiğim gibi, hikaye birçok kez sanat tarihinde yorumlanmasına rağmen şahsi olarak en sevdiğim yorum, tarihi ve anatomik tablolarıyla tanınan İngiliz ressam William Etty’nin resmidir (yanda görebilirsiniz). Bunun nedeni birkaç farklı noktaya dayanıyor. Öncelikle, özellikle gri ve soluk mavinin dominant olduğu bu resimdeki renk kullanımı ile yarattığı atmosfer, öykünün öz atmosferine çok uygun oturuyor. Yeşil kumaşın ve insan derisinin solukluğu da benzer şekilde bu durumu kanıtlıyor. Ayrıca Hero’nun Leandros’a onu hiç bırakmayacak bir şekilde sarılması ve ölmesi, ölümün aşklarının önünde bir engel olmayacağını gösteriyor ve bu durum resmi daha da etkili kılıyor. Teknik konusunda zaten değinilebilecek çok bir şey yok, oldukça başarılı. İnce bir titizlik ile işlenmiş olan kumaşlar, dalgalardan çıkan köpükler, zarif kabarık bulutlar ve kusursuz anatomi öyküyü daha da “canlı” yapmıştır. 


Ayrıca bir başka resme daha değinmek istiyorum (yanda görebilirsiniz). Bütün olaylar Çanakkale’den Kız Kulesi’ne kadar uzandığından kaynaklı, Kız Kulesi’nin duvarlarına da bu öykünün resmedildiği görülebilir. Kişisel olarak bu resmi etkili bulmuyorum. Öncelikle, Heros’un Leandros’un yanına (hayatına son vermeden) gelmesi hikayenin kendisi ile zıtlık oluşturuyor. Fakat tabii ki de, adı üstünde, bu yorumlanmış bir resimdir. Bu nedenle sanatçının resmi kendi düşüncelerine göre işlemesi gayet normal. Lakin, bu duvar resmi Kız Kulesi’nde öykü yorumlamasının yanında bilgi vermek amacıyla sunulduğu için hikayenin detaylarına uyulmamasını pek doğru bulmuyorum. Renk kullanımı ve tekniğe gelirsem, renklerin aşırı canlı olması ve dikkat çekmesi, William Etty’nin resminin aksine öyküdeki acı ve yoğun duyguları çok iyi yansıtmadığını düşünüyorum. Ayrıca insan anatomisinin kaba bir şekilde işlenişi, resmin çocuksu ve “taslakımsı” bir görünümüne bürünmesine neden olmuştur. Fakat arka plandaki şiddetli dalgaların verdiği etki ile küçük kusurlar görmezden gelinebilir. Genel olarak bir öykünün sunumunu desteklemek için yapılan resim için başarısız olmadığını söyleyebilirim. Eğer Kız Kulesi’ni ziyaret ederseniz, bizzat canlı olarak da bakmanızı öneririm.


Toparlamak gerekirse, kavramlar birden çok eser ile desteklendiğinde daha kolay anlaşılır hale geliyor. Örneğin, değindiğim “aşk” kavramının gücü ve baskınlığını destekleyen mitolojik öykü “Hero ile Leandros”, iki aşığın sınırların ötesinde neler yapabileceğini açıklayan çok başarılı bir öyküdür. Bu öyküdeki aşılmış sınırlar, rahibe olmasına rağmen Hero’nun aşığı ile yaşadığı saklı ilişki ve Leandros’un aşkına her gece ulaşmak için yaşadığı fiziksel zorluk. Son olarak da tabii ki, ölüm. 


Aslında, aşk bazen o kadar güçlü olabiliyor ki, insanı ölüme kadar sürükleyebiliyor. 


Derin Mirza’23